Mekan Sahibi Hakkında

İktisadi Laborantvari Mobilya Ustası Muharrem Sabak

Sayın değerli, sağlam ciğerli, bazen üzüntülü, bazen kederli, su gibi akan, şimşek gibi çakan, kalbimin en değerli köşesinde, gül suyu şişesinde saklanmış olan muhterem okuyucularım. Efendim öncelikle kendimi tanıtayım. Bendeniz Muharrem Sabak. Bu siteyi kendi yazılarımı, şiirlerimi, hayat hikayemi ve dahi kendi kadrajımdan kareleri siz değerli okurlarımla buluşturmak için kullanacağım. Gezgin dünyama hoşgeldiniz! Daha sağlıklı günlerde buluşmak ümidiyle. Keyifli okumalar!

Doğum Tarihi 16-07-1997
Telefon +90 (530) 893 42 31
Email bilgi@muharremsabak.com
Web Sitesi www.muharremsabak.com

My Skill

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Magnam odio vel, doloremque dignissimos, doloribus esse ullam. Voluptatibus, veritatis quas. Incidunt deserunt eius harum a dolorem. Debitis, optio. Magnam cupiditate, adipisci?

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Magnam odio vel, doloremque dignissimos, doloribus esse ullam. Voluptatibus, veritatis quas. Incidunt deserunt eius harum

PHP
HTML5 & CSS
AngularJS
SEO

YAYIN KATEGORİLERİM

Neler yazarım?

2

Üniversite

17

Şehir

86

Ders

1000

Yayın Hedefi

My Portfolio

What i do
  • All
  • Travel
  • Photograph
  • Foods

Hayat Ağacım

Dünden Bugüne Ben
EYLÜL 2015 – HAZİRAN 2019
Ekonomist

Selçuk Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünden mezun oldum.

EYLÜL 2019 – AĞUSTOS 2021
Laborant

Selçuk Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Labaratuvar bölümünde okumaktayım.

HAZİRAN 2020 – AĞUSTOS 2021
Mobilya Ustası

DEVBAKS Ofis ve Büro Mobilyaları şirketinde ek iş olarak mobilya ustası mesleğini icra etmekteyim.

Blog Yazılarım

Son Eklenenler


02.05.2022

Nerede O Eski Bayramlar? 

             Dediğinizi duyar gibiyim. Hakeza bende şuan bunu düşünmekteyim. Farkettiniz mi bilmiyorum ama 7'den 70'e herkes artık bu cümleyi kurar oldu etrafımızda. Acaba bize ne oldu? Hiç düşündük mü bunu? Yahut kendimize sorduk mu ''Ya arkadaşım hadi yaşını başını almış insanları tamam anlıyorum, teknoloji ilerledi, devir değişti de fakat son jenarasyon olan Z kuşağı neden eskiyi özlüyor? Hadi gelin cevabı birlikte aramaya çalışalım. Sonuçta ne demiş eskiler; Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır...

             Zaman bir yaradır sinemde
             Sinem dolu geçmişe özlemle
             Kırk deve yükü dert ensemde
             Bilseydim büyür müydüm hiç?

             Sanırım birazda bu dizelerimde aramak lazım günümüzde olan bitenleri. Çünkü kime dokunsak bin ah işitiyoruz herkesten. Gerek teknolojinin verdiği sorumluluklar, gerek iş yükü, gerek geçim derdi ve dahi en önemlisi ortaokul öğrencileri dahi iyi bir lise kazanabilmek için omuzlarına yüklenen yükle birlikte eski dönemlerde ki çocukların yaşadıkları mutlulukları yaşayamaz oldular. Bence günümüz insanı eski nesillere göre daha çabuk yıpranmaya başladı. Çocuklarımız dahi daha çabuk bıkar oldular yaşadıkları hayattan, oynadıkları oyunlardan ve kendilerine alınan her şeyden. Eskiden bayramlıklar geceden hazırlanır, ayakkabılar dahi başucuna konulur, güzelce yatmadan banyolar yapılır, sadece çocuklar bile değil büyükler dahi heyecandan uyuyamazlardı (Tabii ki yazının bu şekilde bahsettiğim kısımları kendimden değil de yaşanmışlıkları olan eski topraklardan alıntıdır).

             Gitti yavrularım unuttu beni
             Terk-i Diyar eyledi beldemi
             Sorun bakalım gelecek mi geri
             Yoksa bu bayramda mı tatile gitti?

             Tabii bir de işin bu boyutunu atlamamak lazım. Eskiden akrabalık bağları kuvvetliydi, görüntülü görüşme olayları olmadığından hasret daha bir ağır çökerdi gurbettekilere. Dolayısıyla bayram denildiği zaman da herkes ilk başta ailesinin yanına, doğduğu topraklara gider, akrabalarıyla, ailesiyle hasret giderirdi. Fakat günümüzde artık bunların yerine tatile gider olduk. Anne babayı arayıp iyi bayramlar dedikten sonra vazifemizi yapmış sayar olduk kendimizi. Dolayısıyla buradan da eksiye düşürdük bakiyemizi.Neyse fazla uzatmaya gerek yok, malum bayram günü ziyaret edilecek, eli öpülecek hısım akraba çok. Gelin bu bayramı diğerlerinden farklı kılalım. İmkan dahilinde gitmediğimiz tanıdık, eş, dost, kapısını çalmadığımız, sesini duymadığımız hısım, akraba kalmasın. Evlatlarımıza bir ağacın kökü olmadan dalına suyun ulaşamayacağını anlatalım. Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz; Birbirimizin kıymetini kaybetmeden önce bilenlerden olalım.


             Değerli Okuyucularım;
             Hepinizin Mübarek Ramazan Bayramını En İçten ve Kalbi Duygularımla Kutlar,
             Hepinize Hayırlı Bayramlar Dilerim...




Yazar: Muharrem SABAK

       Belki de Covid-19 virüsü olmasaydı, bilime yaptıkları onca katkıya rağmen isimlerini hiç duyamaycağımız iki müthiş bilim insanı Özlem Türeci ve Uğur Şahin. Bilim etrafında şekillenen bir aşkın ve aşk ile yapılan işin bir sonucu olarak dünyaya isimlerini duyuran iki insan.
     Aslen Rize'nin Fındıklı köyünden olan baba Yurdanur Türeci, Almanya'ya göç etmiş ve orada bir Katolik Hastanesinde Cerrah olarak çalışmaya başlamıştır. Almanya'nın Aşağı Saksonya bölgesindeki Cloppenburg ilçesinde bir belediye olan Lastrup'ta 1967 yılında dünyaya gelen Özlem Türeci'nin tıp hayranlığı, kimi kaynaklara göre babasının çalıştığı hastanedeki hasta bakıcı rahibelerden ileri gelmiştir. Kendisinin daha önce Alman basına verdiği bir demeçte, bu mesleği seçmesinin arkasında yatan sebepleri "Doktor olarak çalışan babamdan etkilendiğimden genç bir kızken bile başka meslek hayal edemiyordum. Babamın muayenehanesi aile evimizdeydi. Çocukken hastalar arasında oynardık. Evimizde iş ve yaşam arasında kesin bir ayrım yoktu" sözleriyle anlatmıştı. Bu çok kültürlü bir ortamda büyümüş olan Türeci, lisans eğitimini Saarland Üniversitesi'nde tamamladı ve ardından Mainz üniversitesi Hastanesi'nde modifiye edilmiş genetik kodlarla bağışıklık sistemini kansere karşı mücadele ettirmeyi hedefleyen çalışmalar yaptı. 
     Uğur Şahin ise 19 Eylül 1965'te Türkiye'nin Hatay'a bağlı İskenderun ilçesinde dünyaya geldi. 1969 yılında'da annesi ile birlikte Almanya'da Ford fabrikasında çalışan babasının yanına göç ettiler ve ailecek Köln'de yaşamaya başladılar. İlkokul ve lise öğreniminin ardından 1992 yılında da Köln Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Mesleğini okadar seviyordu ki daha mezun olmadan 20 yaşında iken bir laboratuvarda çalışmaya başlamıştı. Mezuniyetinden hemen sonra 'Tümör Hücrelerinde İmmünoterapi' üzerine doktorasını yaptı. Şahin 90'larda önce Köln Üniversitesi Lösemi Bölümünde sonrasında  sekiz yıl boyunca Saarland Üniversitesi'nde Hematoloji-Onkoloji doktoru olarak halka hizmet verdi. Şahin ayrıca teknoloji ve tıbbın mükemmel bir çift olduğunu bilen birisi olarak bilgisayar teknolojisi ve bunun ilişkili veri işleme aygıtlarıyla kanseri bulma çalışmaları yaparak yani bu konuda verimi yüksek immünolojik yöntemler ve biyoenformatik yaklaşımlar kullanarak kanseri bulmada öncü olan Şahin, yeni kanser biyobelirteçlerini ve hedeflenen tedavi platformlarını kapsayan 70'ten fazla bağımsız patent başvurusunda bulunmuştur.
     Çalışmalarında da sık sık Türeci ile işbirliğinde bulunan Şahin, üniversite de tanıştığı Türeci ile 2001 yılında adını Türkçe ganimet sözcüğünden alan 'Ganymed' şirketini birlikte kurdular ve burada kansere karşı ortak çalışmalar yapmaya başladılar. Ardından çift 2002 yılında dünya evine girdiler. Ve bir çocuları bulunmaktadır. Gaynmed İlaç çalışmalarının amacını vücutta ortaya çıkan kanser hücresini vücudun otomatik olarak algılaması ve ona karşı savunma mekanizması geliştirmesi yada vücudu bu tehlikeye karşı savunması olarak özetleyebiliriz. Ganymed' de çalışmaları devam eden Şahin ve Türeci çifti, 2008 yılında Avusturyalı immünolog, onkolog Christoph Huber ve milyarder Strüngmann kardeşlerin desteğiyle BioNTech'i kurdular. Türeci daha çok Ganymed ile ilgilenirken Şahin ise çalışmalarına BioNTech'te ağırlık vermeye başladı. Ganymed'in 2016 yılında Japon bir firmaya 1.3 Milyar dolara satılmasıyla birlikte, bu satış Almanya'da sağlık alanındaki satışların en yükseği olarak rekor kırdı ve Türeci-Şahin çiftinin Almanya'daki en zenginler listesine girmesini sağladı.




     Bu satıştan sonra Özlem Türeci BioNTech'de 'Baş Tıbbi Sorumlu' olarak göreve başladı. Kurulduğu günden bu güne kadar insan vücudunun kendi antijenini üretmesini sağlamak için mRNA dediğimiz insanın genetik materyalini kullanarak bireyselleştirilmiş kanser immünoterapisi tedavi yöntemlerini geliştirmeye başladı. Amaç, bağışıklık sisteminin karşılık gelen bir reaksiyonunu tetikleyerek tümörlerin inhibisyonuna (baskılanmasına, durdurulmasına) veya gerilemesine yol açan genetik bilgi içeren haberci bir madde olan ribo nükleik asit'e (RNA) dayalı bir kanser aşısı geliştirmekti. Ekibiyle birlikte, özellikle her hastanın kanser mutasyon profiline göre ona özgü uyarlanmış mRNA bazlı aşıların geliştirilmesine öncülük eden Şahin aynı zamanda Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi Tıp Merkezi'ndeki Translasyonel Onkoloji ve Immünoloji Merkezi olan (TRON)'un 2010 yılından beri direktörlüğünü yapmaktadır. 2010'dan Eylül 2019'a kadar da direktörlüğünün yanı sıra TRON'un bilimsel genel müdürlüğünüde yürütmüştür. Kanser ve yüksek tıbbi gereksinimi olan diğer ciddi hastalıkların tedavisi için yeni teşhis ve ilaçların bulunmasını misyon edinen bir biyofarmasötik araştırma kuruluşu olan TRON'un kurucu ortağı ve hissedarı olan Şahin, aynı zamanda burada araştırma ve geliştirmeler için doktora öğrencilerine bilimsel danışmanlık yapmaktadır. 
     BioNTech'te çalışmalarını sürdüren çift, 2019'da Çin'de ortaya çıkan virüsün dünyaya dert olacağını öngörerek tüm çalışmalarını askıya alarak Covid-19 aşısı için kollarını sıvamış ve Amerikalı ilaç firması olan Pfizer ile anlaşmalı olarak ortak çalışmalara başlamışlardır. Ardından bir yıldan bile kısa bir süre de aşıyı geliştirmeyi başararak, aşının Sars-Cov2 virüsü üzerinde %90 etkili olduğu haberini 09.10.2020 tarihinde tüm dünyaya duyurmuşlardır. Ve aynı zamanda Avrupa'da onay alan ilk Covid-19 aşısı olma özelliğini de taşımaktadır. Şüphesiz ki bu başarının arkasında yatan sebep virüsün daha Çin'de ortaya çıkar çıkmaz, Şahin-Türeci çifti ve ekibinin hemen aşı çalışmalarına başlamış olmalarıdır.
     Alman bir kamu yayın kuruluşu olan DW'ye verdiği bir röportajda kendisine yöneltilen ''Eşiniz Türeci ile birlikte virüs ile ilgili gelişmelerde çok merkezi bir rol oynuyorsunuz, bu nasıl hissettiriyor?'' sorusuna cevaben Şahin şu açıklamalarda bulunmuştur. ''Tabiiki son derece odak noktasında yer alıyoruz, 20 yılı aşkın bir süredir yaptığımız şey bu. Bilimsel ve tıbbi zorluklarla başa çıkma şeklimiz bu. Ve tabii ki çok fazla ilgi olduğunu biliyoruz. Fakat yaptığımız şeyi şahsi olarak görmüyoruz sadece işimizin önemli olduğunu görüyoruz ve biz yalnız değiliz. Burada bir ekiple birlikte çalışıyoruz. ABD'de dünya standartlarında bir ortakla birlikte çalışmamızın yanı sıra pek çok şirketten o kadar çok destek alıyoruz ki kendimizi yalnız hissetmiyoruz. Böylece ekip olarak bu büyük zorluğun üstesinden gelebiliyoruz. Biz bilim insanları ve süper kahramanlarız (muhabir öyle nitelendirdiği için bu şekilde cevap veriyor). Bu sadece yaptığımız bilimin önemli olduğu anlamına geliyor. Ancak bilimi geliştirmede yalnız değiliz. Ve bu tek bir olay olarak değil, gerçekleşene kadar pek çok farklı bilim insanı tarafından araştırmaya yönelik yapılan yatırımlar olarak görülmeli.'' Açıklamalarında bulunan Şahin ayrıca aşı almaya gücü bulunmayan alt gelir grubu ülkeler içinde, onlarında bu aşıdan faydalanabilmeleri için dünya üzerinde birçok kurum, kuruluş ve devletlerle de görüşmeleri olduğunu sözlerine ekliyor.

     Özlem Türeci'nin Aldığı Ödüller:
         1995 Alman Hematoloji ve Onkoloji Derneği - Vincenz Czerny Ödülü   
         1997 Calogero Pagliarello - Araştırma Ödülü
         2005 Alman İmmünoloji Derneği - Georges Köhler Ödülü

     Uğur Şahin'in Aldığı Ödüller:
         2006 ve 2010 yıllarında Almanya Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı tarafından "GO-Bio Ödülü"
         Almanya Kanser Derneği tarafından her yıl verilen ve Almanca konuşulan ülkelerde klinik, çeviri ve deneysel kanser araştırmaları alanındaki olağanüstü başarıları onurlandırmak için verilen "Alman Kanser Ödülü" 2019 yılında Uğur Şahin'e verildi.

     Çiftin Birlikte Aldığı Ödüller:
         Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci'ye koronavirüs aşısını bir yıldan kısa sürede geliştirmelerinden dolayı, her yıl kayda değer etki yaratan kişileri "Yılın Kişisi" olarak seçen Londra merkezli Financial Times tarafından "2020 Yılın Kişisi" ödülü verildi.
          Aralık 2020'de Axel Springer SE tarafından "Covid-19'a karşı geliştirdikleri mRNA aşısı ve çalışmalarından” dolayı Uğur Şahin ve Özlem Türeci birlikte Onur Ödülü'ne layık görüldü.
         Ayrıca bir büyük ödülü de 19 Mart 2021 tarihinde Almanya Cumhurbaşkanı'ndan almaları beklenmektedir. Bir çok kaynakta yer alan bilgilere göre Almanya Cumhurbaşkanlığı Ofisi'nden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından 19 Mart'ta Bellevue Sarayı'nda düzenlenecek Başbakan Angela Merkel’in de katılacağı törende, Türk bilim insanı Özlem Türeci ile Uğur Şahin'e Almanya’nın "Yıldızlı Büyük Liyakat Nişanı" verilecek.
          Açıklamada, Türeci ve Şahin’in yeni tip corona virüs (Covid-19) salgınının önüne geçmesine katkı sağladıklarına işaret edilerek, "Onların mRNA teknolojileri alanında dünya çapında kabul edilen yetkinlikleri ve dur durak bilmez çabaları sayesinde çok kısa sürede Covid-19'a karşı bir aşı geliştirmeyi ve onaylanmasını başardılar" ifadeleri kullanıldı.

          Bilime ve insanlığa yapmış oldukları hizmetlerden ve katkılarından dolayı hem Sayın Dr. Özlem Türeci Hanım'a hem de sevgili eşi Sayın Prof. Dr. Uğur Şahin Bey'e trilyarlarca teşekkürü insanlık adına borç biliriz. İyi ki varsınız.

          Özellikle bu yaşanan olaylardan çıkarılacak o kadar güzel dersler var ki. Örneğin Almanya'da ki göçmenler hakkındaki tartışmalara en güzel cevap oldu. Birbirlerine ve mesleklerine aşık iki bilim insanının dünyaya nasıl umut olabileceğine güzel bir cevap oldu. Sadece erkeğin değil kadınında bu alanda dünyaya yön verebileceği çok güzel bir şekilde gösterilmiş oldu. Üstelik sadece zenginin değil yoksulunda düşünüldüğünü hissettirmek adına güzel şeyler oldu. Ve benim için şunu dile getirebilme fırsatı oldu. Benim doğduğum topraklarda doğan birisi bana doğru bir eğitim, doğru bir yönlendirme ile bizim dünyaya ve bilime neler armağan edebileceğimizi göstermiş oldu...




          Gökten üç elma düştü;
          Birisi yazanın başına,
          Birisi okuyanların başına,
          Birisi de Covid-19'un başına...



 

Yazar: Muharrem SABAK

PERSEVERANCE/AZİM

İnsanlık, doğası gereği şartlar ne olursa olsun, her zaman ve her koşulda bir şeyleri merak etmiştir. Bu kimi zaman bir başka insanın düşünceleri olmuştur. Aslında baktığımızda bu insana şimdilerde etik denilen bazısına göre empati bazısına göre de ahlak denilen kavramının oluşumunu sağlamıştır. Kimi zaman ise hayvanlar alemini merak etmiş ve onları evcilleştirerek kendi çıkarlarına göre onlardan faydalanmıştır. Son asırda ise teknolojinin de gelişmesiyle birlikte aslında insanın en baştan beri en çok merak ettiği konu olan hatta kaynaklara göre taa M.Ö 3000’li yıllarda yaşamış olan Sümerler tarafından da oldukça merak edilen bir konu olan gecenin karanlığına yani uzaya olan merakı bir hayli artmış durumdadır. İşte ABD’deki Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin yani NASA’nın Mars’a en son iniş yapan aracının belkide ismi işte bu yüzden, bitmek bilmeyen ve hiçbir zaman vazgeçilmeyen bu kararlılıktan ve meraktan dolayı Perseverance/Azim olarak konulmuştur.

Perseverance 30 Temmuz 2020’de dünyadan fırlatılarak yola çıkmıştı ve yaklaşık 7 aylık bir yolculuktan sonra önce Mars’ın yörüngesine akabinde de yüzeyine oturdu. Tam tarih ve saat olarak bakarsak 18 Şubat 2021’de (TSİ) 23:55 sularında Mars’ın yüzeyine kondu.

Amacı tüm uzay görevleri gibi insanın içerisindeki merakı gidermek. Mars’ta bir zamanlarda olsa suyun var olduğundan eminiz peki o suda hiçbir canlı yaşamış mı? Mars’ın jeolojik yapısı nasıl? Dünyanın başına bir iş gelse orda hayatta kalabilir miyim? Gibi; Dünya dışı canlı yaşamını araştırmak, sondaj yaparak örnekler toplamak ve işe yarayanları dünyaya taşımak gibi birtakım görevleri bulunmaktadır.

Peki Mars’ta nereye inecek: Burdurdaki salda gölüne benzeyen iniş yeri ‘Jezero krateri’ olarak bilinmektedir ve burasının seçilme sebebi ise bir zamanlar burasının hem onu besleyen hem de onun beslediği iki adet nehir olduğu düşünülen bir göl olduğu düşüncesidir.

İyide uzaya zaten sürekli araçlar gönderiyoruz bunun farkı ne?

Başka bir gezegendeki ilk helikopter, hem otonom olarak kendini idare edebilecek hemde uzaktan kumandalı olarak dünyadan yönlendirilebilecek bir araç olmasının yanı sıra helikopterle birlikte ayrıca bir de helikopterden bağımsız olarak yerde hareket edebilecek ve sondaj yaparak numuneleri inceleyerek sadece ilginç olan numuneleri dünyaya göndermek için depolayabilecek altı tekerli bir araçta olması ve bununda hem otonom hem de manuel kontrole sahip olması en büyük farklardan. Ayrıca ilk kez başka bir gezegende karbondioksitten oksijen üretmeye çalışılacak. Üstelik bu kez aracın üzerinde görüntü kaydının yanı sıra ses kaydı yapan iki mikrofonda bulunuyor. İşte bu özelliklerinden dolayı Marsa gidişte 60 yıldan beri 9 ülke toplam 49 görev gerçekleştirmiş olsa da bu görev insanlık adına gerçekten çok önemli ilkleri barındırıyor.

Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle…



Başvurular

https://www.pchocasi.com.tr

https://www.youtube.com/watch?v=L5sIvNF92m8

https://www.nasa.gov         


Contact Me

Contact With Me

Lorem Ipsum is simply dummy text of the printing and type setting industry when an unknown printer took a galley of type

  • 9908B Wakehurst St.Rockaway
  • 990800113322
  • info@domain.com
  • www.yourinfo.com